Futbol… Politika… İş dünyası… Yazık değil mi bu ülkeye?
Fenerbahçe teknik direktörü Jose Morinho yaylım ateş altında ve rakip takımdan gelen amansız atışları izlerken benim aklım karışıyor.
Tıpkı siyasi hayatımızdaki atışlar karşısında yaşadığım şaşkınlıklar gibi…
Morinho, en önemli futbol kulüplerinde hocalık yapmış biri. Boyunca lig, şampiyonlar ligi ve çeşitli farklı kupaları çalıştığı kulüplere kazandırdığı için çok sayıda madalyanın sahibi.
Ülkemize gelmesi bir olay…
Onun gibi bir hoca ülkemize gelebildi diye kulüplerimiz daha rahat transfer yapabiliyor.
Morinho Fenerbahçe’ye gelince, Beşiktaş da, yine o düzeyde bir hoca olan Ole Gunnar Solskjær’i takımın başına getirebildi.
Sevindirici bir durum değil mi?
En fazla sevinmesi gereken de yerli hocalar…
Morinho ve Solskjær düzeyinde futbol adamlarının bulunduğu bir ligde hocalık yapmaları, yerlileri de, otomatik olarak onların düzeyine yükseltiyor çünkü.
Nitekim, Morinho, çıktığı her maçın öncesi ve sonrasında, rakip takımın hocalarını methetmeyi ihmal etmiyor; onlardan övgüyle söz ediyor.
Aklımın almadığı şey, önceki gün yapılan derbi sonrasında, rakip takımın hocasının takındığı tavır…
Maç sırasında yaşanan bir tuhaflığı anlatırken kullandığı bir benzetme, bağlamından çıkartılarak, Morinho’nun ipi çekilmeye çalışılıyor. Öncülük eden, rakip takımın hocası…
Halbuki Morinho’nun teknik direktörü olduğu takımın da içinde yer aldığı Süper Lig’de, takımını şampiyon yapsa, Morinho gitse sevineceğini fazlasıyla belli eden hocanın değeri derhal artar.
Ekonomide “İyi para kötü parayı kovar” diyen Gresham kanunu galiba bizde futbolda da geçerli.
Kovulmaya çalışılıyor Morinho.
Ardından sıra herhalde Solskjær’e gelecektir.
Oysa, ‘değerli hocaların barınamadığı bir lig’ yaftasının, bunu yapanlara büyük zararı olur.
Gresham Kanunu’nu bir başka alanda daha geçerli: Politikada…
Partiler ve tek tek politikacılar arasında çekişme yaşanması elbette doğal. Her partinin ve her politikacının rakip partiler ile rakip politikacılardan farklı programları, ilkeleri vardır. Kendilerini olağan taraftarlarına benimseterek ve başkalarını da etkileyerek oylarını artırmak için her türlü çabayı gösterebilirler.
Öyle mi yapılıyor bizde siyasi mücadele?
Fikirler ve projelerin çarpıştığı bir ortam yok.
Ya ne var?
Kişisel saldırılar… Rakibini gözden düşürme, yerin dibine batırma, yok etme çabaları…
Vaktiyle, askeri vesayet söz konusuyken, kullanılan kural-dışı yöntemler, günümüzde aynen devreye alınmak isteniyor.
İyi de, böylesi bir mücadele, üzerine saldırılan kişiye zarar veriyor, imajı zedeliyordur belki; ancak en büyük tahribatı, bütün politikacıların içerisinde yer aldığı siyaset alanına olur bu tür çekişmelerin…
Kamuoyu yoklamalarında siyaset kurumuna güven en alt sıralarda zaten…
Güveni bir tarafa bırakalım, aynı kamuoyu yoklamalarında, “Hangi partiye oy vereceksiniz?” sorusu yöneltilen insanların cevaplarına bakıldığında, en kalabalık grubun “Kararsızım” ve “Oy kullanmayacağım” diyenler olduğu, o grubun bütün partilerden daha fazla taraftarı bulunduğu görülüyor.
Sebebi nedir dersiniz?
Benzer bir durum politik söylemde de kendini belli ediyor.
Ülkemizin öndegelen iş insanlarının çatı örgütü olan TÜSİAD’ın son toplantısında, dernek başkanı ile derneğin Yüksek İstişare Kurulu başkanı eleştirel konuşmalar yaptılar.
Yapmasınlar mı?
O insanlar ülke ekonomisinin büyük bölümünü sırtlamış durumdalar. Yapılan yanlışlıklar sıradan insanlara bir zarar veriyorsa, ihracatın yüzde 80’ini sağlayan iş insanlarına bin zarar veriyordur.
Dinlenip değerlendirmelerinde yanlışlıklar varsa, toplatılarında onların yaptıkları gibi, yine grafiklerle doğrusunu yüzlerine vurmak varken, itibarları zedeleyecek bel altı vuruşlara ne gerek var?
“Tencere dibin kara, seninki benden kara” yöntemi mahalle kavgalarında işe yarayabilir, ama herkesi ilgilendiren temel konuların konuşulduğu ortamlar için o yöntem hayli hafif kaçıyor.
Jose Morinho’yu kovalım… Ole Gunnar Solskjær de gitsin… Beğenmediğimiz kişilerin önünü ayak oyunlarıyla keselim; gerekirse hapse de düşsünler… TÜSİAD kapatılsın, MÜSİAD neyimize yetmez…
Böyle mi olsun yani?
Eh, böyle olunca Morinho’ların, Solskjær’lerin bulunmadığı bir lig, politik rakiplerin ayak oyunlarıyla devre dışı bırakıldığı bir politika platformu, iş insanlarının hakir görüldüğü bir ekonomi daha iyi mi olacak?
Yazık oluyor bu ülkeye.