İmanın temeli sabırdır
el-Ezherî, “Kuşkusuz Allah sabredenlerin yanındadır” ayetini zikrettikten sonra şunları söyler: “Sabır iki türlü olup ikisi de imanın temelleridir. Biri, (oruç ibadetinin zorluklarına katlanmak gibi) Allah’a itaatte ve O’nun emirlerini yerine getirmede sabır, diğeri de Yüce Allah’a isyandan ve O’nun yasakladıklarını işlemekten kaçınmada sabırdır.” İbn Hibbân da bu ikincisini, yani kötülüklerden uzaklaşmakta dirençli olmayı sabrın en yüksek derecesi olarak görmüştür.
Klasik sözlüklerde sabır (sabr) kelimesinin ahlâk terimi olarak ‘başa gelen sıkıntı ve belâlar karşısında direnç gösterme; olumsuzlukları olumlu kılmak için gösterilen gayret ve metanet’ gibi manalara geldiği, karşıtının ceza’ (sızlanma, yakınma, telâş, kaygı) olduğu belirtilmektedir. Arap dili âlimi Muhammed b. Ahmed el-Ezherî (öl. miladi 980), “Kuşkusuz Allah sabredenlerin yanındadır” (Enfâl 8/46) anlamındaki ayeti zikrettikten sonra şunları söyler:
“Sabır iki türlü olup ikisi de imanın temelleridir. Biri, (oruç ibadetinin zorluklarına katlanmak gibi) Allah’a itaatte ve O’nun emirlerini yerine getirmede sabır, diğeri de Yüce Allah’a isyandan ve O’nun yasakladıklarını işlemekten kaçınmada sabırdır.” Hadis ve ahlak âlimi İbn Hibbân, bu ikincisini, yani kötülüklerden uzaklaşmakta dirençli olmayı sabrın en yüksek derecesi olarak görmüştür.
Dil âlimleri, sabrın asıl anlamının ‘alıkoymak’ (habs) olduğunu, bu anlamından dolayı yeme içme ve cinsel beraberlikten alıkoyduğu, bu eylemlere yönelmemesi için insanı adeta hapsettiği için oruç ibadetine ‘sabır’ dendiğini belirtirler (Mesela bk. İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, Beyrut 1979, III, 7).
***
Sabır, ‘insanın bir şeye yoğunlaşması, kendini ona odaklaması’ diye de tanımlanmıştır (İbn Sîde, el-Muhassas, Beyrut 1417/1996, IV, 91). Buna göre sabır ‘insanın bir zoruk karşısında yılgınlık göstermeden, aktif ve kararlı bir biçimde o zorluğu yenme çabası’ anlamını da içerir.
Sabır, güçlü bir irade ve sebatın ifadesi sayılmış; zıddı olan ‘sızlanma ve yakınma’ anlamındaki ceza‘ hali de acizlik olarak görülmüştür. Kur’ân-ı Kerîm’de her iki kavram bu karşıt anlamlarıyla geçmektedir (İbrâhîm 14/21; sabır kavramının ‘güçlü irade ve sebat’ anlamına geldiğine dair ayetlere örnek olarak şunlara da bakılabilir: Bakara 2/11, 250; Âlu İmrân 3/200; Enfâl 8/46; İbrâhîm 14/21; Nahl 16/110; Kehf 18/28, 67, 68, 72, 75, 78, 82).
Sabır kelimesinin geçtiği yüzü aşkın ayette genellikle sabrın önemi üzerinde durulmakta, kötülükler karşısında dirençli olup tedbir almanın gerekliliği anlatılmakta, sabırlı davrananlar yüceltilmektedir.
Kur’an’da bildirildiğine göre iyi durumlar gibi kötü durumlar da insanlar içindir. Allah insanları korku, açlık, yoksulluk, yakınların ölümü, ürün kaybı gibi musibetlerle imtihan eder. Bu musibetleri sabırla karşılayıp Allah’a teslimiyet gösterenlerin Rablerinin lütuf ve rahmetine erecekleri müjdelenir (Bakara 2/155-157). Özellikle savaş durumunda yenilgiye uğramamak için sabır gösterip disiplinli davranan Müslümanları Allah’ın melekleriyle destekleyeceği vaad edilir (Âl-i İmrân 3/125).
İyilik yolunu seçip, kötülükleri güzellikle karşılayanlar, böylece düşmanlıkları dostluğa çevirenler, bunu ancak sabırlı davranışları ve erdemlerde büyük pay sahibi olmalarıyla başarırlar (Fussılet 41/34-35). Hz. Lokman’ın oğluna verdiği öğütlerden biri de şudur: “Namazı özenle kıl, iyi olanı emret, kötü olana karşı koy, başına gelene sabret. İşte bunlar kararlılık gerektiren işlerdir” (Lokmân 31/17).
Kur’an hayatta insanın başına gelen musibetlerin bir imtihan olduğunu, bu imtihanı sabırlı olanların kazanacağını bildirir (Furkan 25/20).
Kaynaklar iki türlü sabırdan bahseder: Cismanî sabır, ruhanî sabır.
Cismanî sabır bedenin mâruz kaldığı zahmetli işlere ve acılara katlanmaktır. Ruhî sabır ise iki şekilde tezahür eder. İffet adı verilen birincisi, insana zevk veren şeylerden yararlanmada aşırılıktan sakınmak suretiyle gösterilen sabırdır. İkincisi, istenmeyen durumların başa gelmemesi için tedbir almak, başa gelene dayanmak veya hoşa giden nimetler elden gitmişse duruma rıza göstermek suretiyle sabırlı davranmaktır.