Abdurrahim Rahmi Zapsu

Said’i Nursi, Mutkili Halil Hayali, Mihemed Mihri Hilav gibi yazarların, kanaat önderlerinin bu süreci hiç irdelemedikleri yakından bilinmektedir. C

İsmail Beşikçi - Nerinaazad

Abdurrahim Zapsu’yla ilgili bir kitap yayımlandı. Kitabın tam ismi şöyle: Necat Zanyar, ( 1982, Zivingî/Batman) Abdurrahim Rahmi Zapsu, Çok Yönlü Bir Tanıklığın Öyküsü, Doğan Solibri, Mayıs 2023, 416 s.

Abdurrahim Rahmi Zapsu (1892-1958), Hakkari Hanedanı’ndan ifadesiyle şiirler yazmaktadır. Üçü Kürdçe, biri Türkçe olmak üzere dört kitabı vardır. M. Xalid Sadînî,  Mîrnameya Hekarîyan kitabında (Cild I, Peywend Yayınları, Van 2022) Abdurrahim Rahmi Zapsu’nun soyunun, sözü edilen kitabın yazarı, Temerxanê Yazîcî’ya kadar uzandığını söylemektedir.

Ayrıca, M. Halid Sadînî’, bana gönderdiği  bir mesajda, Abdurrahim Rahmi Zapsu’yu ‘ilk öğretmenlerimizden biri’ diye tanımlamaktadır.

                                                    ***

Prof. Ferhad Pirbal, 19. Yüzyılın son çeyreğinde başlayan Kürd modernleşmesinden söz etmektedir.  Süleymaniyeli Tevfik, Premerd, (1867-1950), Revanduzlu Hüseyin Hüzni Mukriyani (1883-1947), Muhammed Mihri (1849-1915), Mustafa Şevki Kazizade (1881-1946), İshak Sukuti (1868-1902) gibi bazı Kürdlerin bu akım içinde yer aldıkları belirtilmektedir.  Abdurrahim Rahmi Zapsu da bu modernleşe akımının içindedir. Prof. Celile Celil, bu akıma Kürd Rönesansı demektedir. (s. 47) Bu kişiler daha çok, 1919’da yayına başlayan Jîn Dergisi’nde yazmaktadır. Bu dergi etrafında  toplanmaktadır.

                                                         ***

Abdurrahim Rahmi Zapsu’nun, Gazîya Welat (Vatan Feryadı) isimli dört broşürden oluşan bir çalışması var. Bunların ilk üçü 1919- 1921 yılları arasında yayımlanmış. Bu çalışmalarda Osmanlı’nın, daha sonra İttihat ve Terakki’nin Kürdlere bakışından, Kürdlere karşı geliştirilen devlet politikalarından söz ediliyor. Son broşürde ise, Cibranlı Halid Bey’in, Yusuf Ziya öldürülmesinden, Gelîya Zilan’dan, Dersim’den vs. söz ediliyor. Bu dördüncü broşür 1930’larda yazılmış yayımlanmış olmalı.

Kitapta, 19. Yüzyılın son çeyreği ile yirminci yüzyılın ilk yarısında yaşayan Kürd kanaat önderleri ile ilgili değerlendirme dikkati çekiyor. Kürd kanaat önderleri dört grup altında değerlendiriliyor.  Birinci grup, siyasetle uğraşanlar ifadesi altında ele alınıyor. Bu grup içinde Seyid Abdülkadir, Cibranlı Halid, Yusuf Ziya, Seyid Rıza gibi kanaat önderleri yer alıyor.  Bunları isyan suçlamasıyla asıldıkları, öldürüldükleri vurgulanıyor.

İkinci grupta, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde çalışma olanakları bulamadıklarından, bu mücadeleyi yurt dışında sürdürenler anlatılıyor. Bu grup içinde Çemilpaşazadeler, Bedirxaniler, Müküslü Hamza, İhsan Nuri Bey ele alınıyor.

Üçüncü grup, Cumhuriyet’ten önce  Kürd aydınlanması içinde yer aldıkları halde, Cumhuriyet’ten sonra karşı cepheye geçenler kategorisi altında değerlendiriliyor.

Dördüncü grup sessizliğe çekilenler  kavramı altıda toplanıyor. Bunlar, Türkiye’de yaşamaya devam ettikleri halde, Cumhuriyet’ten sonra, siyasal ve toplumsal konularda sessizliğe bürünenler olarak değerlendiriliyor.  Said Nursi, Seyyid Şefik Arvasi,  Mutkili Halil Hayali, Abdurrahim Rahmi Zapsu, bu grup içinde değerlendiriliyor. Bu grup içinde yer alanlar, din, maneviyat, ahlak gibi konular üzerinde yazmaya başlıyorlar. (s. 55)

Bir, iki ve dördüncü kategoride yer alanlar, başka isimlerle zenginleştirilebilir. Ama üçüncü grupta kimlere yer verilebilir, konusunda belirli bir düşünceye sahip değilim. Abdurrahim Rahmi Zapsu’nun  da bu konuda bir örnek vermemiş olması dikkat çekmektedir.

Yazar Necat Zanyar’da, Abdurrahim Rahmi Zapsu’nun hayatının, Cumhuriyet’ten önce ve Cumhuriyet’ten sonra diye iki bölüm altında değerlendirilmesinin gerektiği görüşündedir.

Abdurahim Rahmi Zapsu, Cumhuriyet’in Türkçülük temelinde kurulması, Türk olmayanların benliklerinin yok sayılması, maddi ve manevi çatışmalara yol açmıştır, demektedir. (s. 54-55)

                                                    ***

19. yüzyılın son çeyreği ile yirminci yüzyılın  ilk yarısında yaşayan kanaat önderlerinin,  çalışmalarının değerlendirilmesi şu bakımdan da gereklidir, kanısındayım. 1920’lerde, Milletler Cemiyeti döneminde, dönemin iki emperyal gücü, Büyük Britanya   ve Fransa’nın ve Yakındoğu’nun, Ortadoğu’nun iki köklü devletinin, işbirliği ve güç birliği ile Kürdlerin, Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması gerçekleşmiştir. Dönemin kanaat önderlerinin, aydınlarının, yazarların … bu sürece nasıl tepki verdiklerinin irdelenmesi önemli olmalıdır.

Yirminci Yüzyıl Başlarında Kürd Aydınları ve Cumhuriyet başlıklı yazıda (nerinaazad, 20.1 2025) dönemin Kürd aydınlarından, kanaat önderlerinden, yazarlarından … söz edilmişti. Kişi olarak, sözü edilen aydınların, kanaat önderlerinin, yazarların … bu sürece tepki gösterip göstermedikleri konusunda  ciddi bilgilere sahip değilim.  Said’i Nursi, Mutkili Halil Hayali, Mihemed Mihri Hilav gibi yazarların, kanaat önderlerinin bu süreci hiç irdelemedikleri yakından bilinmektedir. Cemilpaşazadeler’in Bedirxaniler’in, Memduh Selim, Müküslü Hamza, Osman Sabri, Nurettin Zaza gibi aydınların, kanaat önderlerinin bu sürece tepki verip vermedikleri irdelenmelidir. Bu sürecin, irdelenmesi gereken önemli bir süreç olduğu kanısındayım.

                                             ***

Yukarıda, dört Kürd aydının, kanaat önderi, yazarı sınıflamasında, Abdurrahim Rahmi Zapsu’nun, kendisini ‘sessizliğe çekilenler’ arasında değerlendirdiğinden söz edilmişti.

Ama şiirlerinden, yaşamından, çocuklarıyla ilişkilerinden sessizliğe çekilen bir kişi olmadığı da görülmektedir. Şiirlerinden alınan şu bölümler önemlidir.

Hileyle, kahpelikle Abdurrezzak’ı getirip zehirlediler o zaman/Onlar sandı ki yok oldu, ne Kürd kaldı, ne Kürdistan

Kapattılar Hêvî Derneğini kilit vurdular Rojî Kürd’un kapısına/Başladılar, herkes Türktür, Dünyada Kürd yoktur, dayatmasına  (s.163)

Jîn Degisi’nin üçüncü sayısında yayımlanan İttifak başlıklı yazısında, ‘Biz ki tüm milletlerden gerideyiz, amacımız odur ki ip, örgü dokuma ve halatlardan ibret alalım, toplanalım, bir olalım …’ demektedir. (s. 166-167)

Abdurrahim Rahmi Zapsu, Jîn’in altıncı Şimdiki halimiz’ başlıklı yazısında, ‘Bizler de Amerika Başkanı Wilson’un prensipleri doğrultusunda, barış istedik, mütareke istedik. Bizden dolayı Bulgarlar ateşkes anlaşması yapmıştı,  sonra Avusturya ve Almanlar da  ateşkes anlaşması yaptı’ şeklinde yazmaktadır (s. 173)

Abdurrahim Rahmi Zapsu, Cudi Dağı ve Çıkmal köyü hakkında şunları söylemektedir:

Cudi Dağı halen Cizre- Botan bölgesinde/Kürdlerden başka ulus yok onun havalisinde

Cudi’nin aşağısında Çıkmal adıyla bir köy var/Nuh’la birlikte kırk hane gemide kurtulanlar (s. 257)

Abdurrahim rahmi Zapsu, Osmanlı’nın yenildiğinde Kürdlerin hakkının teslim ettiğini ve kardeşlik ve samimiyet yaydığını da vurgulamaktadır. (s. 257)

Galib geldiklerindeyse,  ahd u peymanlara kulak vermediler/Kutsal hiçbir şey bırakmadılar, insanlara tecavüz ettiler

Tahammül etmediler Halid Bey’e ve Yusuf Ziya’yı öldürdüler/Akıllı kimseyi bırakmadılar, çıralarımızı söndürdüler.

Palu, Dersim ve Ağrı’da katliam kararı verdiler/Kürdlere milyonlarca kadın ve çocuğa mezbahaya çevirdiler.

O kan içici ve dinsizler haksız ve sebepsiz kıydılar/Kürdlerden tek bir aydın, alim v bilge bırakmadılar

Cibranlı Halid Bey’e yemin ettiler namus üzre/Siz Kürdlerin hakkını vermedikçe haram oldun mertlik bize (s. 275-276)

                                             ***

Abdurrahim Rahmi Zapsu denildiği zaman, ilk hatırlanan olgu Musa Anter’in (1918-1992) bu aileye damat olduğudur. Necat Zanyar’ın, Abdurrahim Zapsu, Çok Yönlü Bir Tanıklığın Öyküsü kitabında bu konuya da  değinilmiştir. (s. 63-65)

                                            ***

Temel Sorunu Her zaman, her yerde akılda tutmak gerekir:

Temel sorunu her zaman, her yerde akılda tutmak gerekir: Bu küçük yazıda bile, Kürdlerle, Kürdçe’yle, Kuzey Mezopotamya ile ilgili çeşitli anlatımlar yer almıştır. Buna rağmen Mustafa Kemal’in, Birinci Dünya Savaşı döneminde ve 1919- 1922 yılları arasındaki Türk Milli Mücadelesi döneminde kabul ettiği, yardımlarını aradığı Kürdleri, Kürdçe’yi, Cumhuriyet’ten sonra inkar etmesi, reddetmesi irdelenmesi gereken bir süreçtir: Şöyle denmektedir: Herkes Türktür, Kürd diye bir halk Kürdçe diye bir dil yoktur. Bunlar da Orta Asya’dan gelmişlerdir. Mustafa Kemal bu kadar zengin bir bilgiye rağmen böyle dayatmaya nasıl cesaret edebilmiştir?  Bu anlayışın çok katı bir şekilde uygulandığı, bu anlayışı eleştirenlerin çok ağır idari ve cezai yaptırımlarla karşılaştığı da yakından bilinmektedir. Türk basınının, Türk üniversitesinin, yargı organlarının, yazarların, sivil toplum kurumlarının, bu dayatmaya boyun eğmesi, elbette irdelenmesi gereken başka bir konudur.

Bu durumu şu şekilde açıklamak mümkündür: Bu tür bir dayatmaya itiraz edecek, bu dayatmayı eleştirecek Kürdler elbette vardır. Ama mücadele sürecinde bunların bir kısmı şehid olmuştur veya idam edilmişlerdir. Bir kısmı cezaevlerindedir. Bunların aileleriyle, dışarıyla iletişimleri kısıtlıdır. Bir kısmı yurt dışına çıkmak zorunda kalmışladır. Bunların da yurt dışında sesleri kısıtlıdır, bastırılmaktadır. Bu ifadeler bu inkar sürecini biraz açıklayabilmektedir. Ama yine  de Mustafa Kemal’in bu inkar, red sürecine nasıl cesaret edebildiği irdelenmesi gereken önemli bir süreç olarak ortada durmaktadır.

MAKALELER Haberleri

Türkiye-Suriye-Kürt yakınlaşmasının bölgesel yansımaları
Azadî Cemiyeti (KİC) ve Cibranlı Halit Bey (Xalid Begê Cibrî)
Kürd Ulusal Mücadele Tarihinde İki Önemli Örgütlenme Kürdistan Teali Cemiyeti ve DDKO
Bayram Sevinci ve Ramazan Bayramı
‘Topuz’un gölgelediği ‘nur’