‘Adalet Allah’ın yeryüzündeki terazidir’

Mustafa Çağrıcı

Son zamanlarda ülkemizde yaşanan hukuk sorunlarından dolayı benim de beğendiğim “Devletin dini adalettir” şeklindeki cümle sık kullanılıyor. Dünya ve İslam kültürlerinde toplumlar için adaletin önemini ve gerekliliğini ifade eden buna benzer vecize değerinde başka sözler de var. Bunlardan biri, İslam kültüründe yaygınlık kazanmış olan “Adalet Allah’ın yeryüzündeki terazidir” sözüdür.

Erken dönem müfessirlerinden Taberî (öl. miladi 923), şahitlikte adaletli olmayı emreden Nisâ (4) suresinin 135. ayetini ve Hz. Peygamber’in insanlar arasında adaleti korumakla emredildiğini bildiren Şûrâ 42/15. ayeti açıklarken “Adalet Allah’ın yeryüzündeki terazidir” ifadesini kullanır (Câmiʿu’l-Beyân, Kahire 2001, VII, 587). Mâtürîdî, Mâverdî, Ragıb el-Isfahânî, Gazzâlî, Seyyid Şerif el-Cürcânî gibi diğer pek çok ünlü âlim de aynı cümleyi tekrar etmişlerdir. Öyle anlaşılıyor ki, Müslüman ilim ve fikir adamları bu özdeyişi oluştururken ilham aldıkları ilâhî mesajlardan biri şu ayet olmuştur:

Elçilerimizi açık kanıtlarla gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye yanlarında Kitabı ve mîzânı (adalet terazisini) indirdik” (Hadîd 57/25).”

Bu ayet, Yüce Allah’ın muhtelif zamanlarda peygamberler ve kitaplar göndermesinin temel hedeflerinden birinin, insanların aralarındaki ilişkileri adalet prensibine göre sürdürmelerini sağlamak olduğunu ifade etmesi bakımından özellikle dikkat çekidir.

***

Miladi 11. yüzyıl âlimi İmam Mâverdî, âlimlerin “Bir siyasal yönetim kâfirken ayakta kalır; fakat zalimken ayakta kalamaz” dediklerini yazar (Din ve Dünya için Ahlâk Yasaları, çev. Mustafa Çağrıcı, Ankara 2021, s. 215). İbn Teymiyye aynı düşünceyi daha ısrarcı bir şekilde ifade etmektedir. Bu âlim, yasaklanan bazı kötülük ve haksızlıklardan bahseden A‘râf suresinin 33. ayetini açıklarken, devletin de ana işlevini oluşturan insanların dünya işlerinin düzgün gitmesinin ancak adalet sayesinde mümkün olacağını belirttikten sonra şöyle der:

Denilir ki: Allah, kâfir bile olsa, adaletli devleti yaşatır ama Müslüman da olsa zalim devleti yaşatmaz. Yine denilir ki: Dünya (ülke) adalet ve kâfirlikle varlığını devam ettirir ama zalimlik ve İslam’la yaşayamaz… Çünkü her şeyin düzeni adaletle sağlanır” (el-İstiḳâme, Medine 1403, II, 246-248).

İbn Teymiyye’nin sadık öğrencisi İbn Kayyim el-Cevziyye hocasının söylediklerini “Devleti adalet ayakta tutar” diyerek özetlemiştir (Şifâu’l-ʿAlîl, Beyrut 1978, s. 2).

Memlüklü tarihçisi Kalkaşendî (öl. miladi 1418) bu düşünceyi “Adalet mülkün temelidir” şeklideki ünlü vecizeyle ifade etmiştir (Ṡubḥu’l-Aʿşâ, Beyrut ts., XI, 137). Ulaşabildiğim en erken kaynak olan İbnü’s-Serrâc Ebû Bekir Muhammed en-Nahvî (öl. miladi 928) el-Uṡûl fî’n-Naḥv adlı gramer kitabında “Adalet mülkün temelidir” (el-Adlü esâsü’l-mülk) cümlesini bir gramer kuralına örnek olarak zikretmiştir. Buna göre anılan vecizenin daha eski bir geçmişinin olduğu düşünülebilir. Hatta gelenekte Hz. Ömer’e atfedilirse de ondan gelen bir özdeyiş olduğuna işaret eden bir kayda rastlamadım.

Başka bir vecize de adaletin önemini belirtmek üzere söylenmiş olan “Yer gök adaletle ayakta durur” cümlesidir. Ulaşabildiğim kaynaklarda bu sözü ilk defa Hakîm et-Tirmizî (öl. miladi 932) adlı tanınmış sufî düşünürün Nevâdiru’l-Uṡûl adlı eserinde (Beyrut1412/1992, II, 125) kullandığını gördüm.

***

Yazımızı çağımızın saygın hukuk felsefecilerinden Amerikalı düşünür John Rawls’un, adalet ilkesinin mutlak ve tavizsiz olduğuna dair ifadeleriyle bitirelim:

Her insan, bir bütün olarak, toplumsal refah gerekçesinin bile geçersiz kılamayacağı, adalete dayanan bir dokunulmazlığa sahiptir. Bu nedenle, bazılarının özgürlük kaybına uğraması, şayet başkalarınca paylaşılan daha büyük bir iyiliğe vesile oluyorsa, bu özgürlük kaybının doğru olacağı fikrini adalet reddeder. Keza adalet, birçok insan daha büyük avantajlara kavuşacaklar diye birkaç kişiye fedakârlık yapmalarının dayatılmasına da izin vermez. Bu nedenle adil bir toplumda eşit yurttaşlık özgürlükleri dokunulmaz kabul edilir. Adalet tarafından güvence altına alınan haklar, siyasi pazarlığa veya sosyal çıkarların hesaplanmasına tabi tutulamaz Bir adaletsizlik ancak daha büyük bir adaletsizlikten kaçınmak gerektiğinde kabul edilebilir. İnsan faaliyetlerinin ilk erdemleri olan hakikat ve adalet tavizsizdir (A Theory of Justice, Cambridge 1999, s. 4).