Liberalizmin ağzı burnu dağıtıldı, perişan oldu, yakın zamanda ayağa kalkamaz. Doğu bloku kadar hızlı yıkılmadı, hala bazı aksamı ayakta ama artık anlaşılıyor, biz dünya insanları, yeni bir faşizm evresine giriyoruz.
Bu defa çağı yakalamış gibi görünüyoruz. Ya da ‘muasır medeniyet seviyesi’ni… ‘Zamanın ruhu’na uygun davranıyoruz.
Ama kötü zamanda yakaladık muasır medeniyeti! Tam dünya faşizmin kapısından içeri adım atarken. Biz de ayağımızı attık, kapıdan giriyoruz.
Zaman öyle kötü ki… Gerçekle yalan diye iki ayrı olgunun mevcudiyeti kaldırıldı, post-truth döneme girdik.
İlkeler bitti, ideolojiler bitti.
Din, sadece kullanılmak için var. Ama bütün dinler.
Şöyle tabir edersem daha açık hale gelir:
Din, herhangi bir kötülüğe, yanlışa, menfaate mâni olduğunda dini ekarte etmek dünyanın en basit işi.
Müftülerimiz var, durumu izah ederler, tevil ederler. Hileyi Şer’iye imal ederler.
“Bizimkilere helal, başkalarına haram.”
İki hoca, tütün helal mi haram mı diye münakaşaya tutuşmuşlar.
Güya Yörük olan hoca tütün haram diyormuş. Laz hoca da helal…
Tartışmışlar, tartışmışlar, sonunda Laz Hoca son noktayı koymuş:
“Tutuni çuruk olursa/Lülesi eruk olursa/İçeni de Yerük olursa/Haramdur.”
“Tutuni Şiraz olursa/Lülesi kiraz olursa/İçeni de Laz olursa/Helaldur.
Abi dün bize de haramdı, kitaptan okuyordun, ayet diyordun, nas diyordun?
Şimdi değişti.
Haramı, yiyen, içen, söyleyen başkasıysa yasak, biz isek ya da bizden ise serbest.
Nasih-mensuh işleri mi?
Öyle sayılır. Biz haklıyken haklıdan yanayız, biz haksızken haksızdan yanayız.
Abi böyle mezhep olur mu, kaçıncı mezhep bu?
Sorma artık, din, mezhep, meşrep… Hepsini harman ettik, tek tabletle veriyoruz.
Yurtta da böyle cihanda da…
Yuval Noah Harari dünyanın gidişatını iyi okuyan bir entelektüel.
Homo Sapiens onun kitabıydı, sonra Homo Deus, 21. Yüzyıl İçin 21 Ders.
Hepsi hakkında üçer beşer satır yazmışımdır.
Homo Sapiens hakkında yazarken adamın İsrailli olduğunu söylememden rahatsız olanlar oldu.
Kastım yok, sadece adamın memleketini söylüyorum, ırkçılık yapmaya niyetim de yok.
Şimdi, İsrail bütün vahşetiyle Gazze’ye saldırırken, insan öldürürken adamın İsrailli olmasını göz ardı edebilir miyiz?
Edebiliriz. Hadi edelim.
Ama Harari, kendisi göz ardı etmiyor İsrailli olduğunu?
Hayır, Harari’nin İsrailli olması üzerine bir şey bina edecek değilim.
Herif İsrailli, yazdıklarında illa bit yeniği vardır, dikkatli olalım diye teyakkuza geçecek de değilim.
Ama bu yazıya başlamadan önce soykırım sırasında neler söylemiş diye bir baktım.
Ortalama bir İsrailli gibi davranmış.
Netanyahu’yı sevmiyor. Başarısız buluyor. İsrail’in katliamlarını eleştiriyor.
Biraz derli toplu, ölçülü savaşsaydık daha iyi olurdu demeye getiriyor. Serestiyet geçen yıl Haaretz’de yayımlanan bir yazısını çevirmiş. En iyi cümlelerinden birini aktarayım:
“Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ve dünyanın dört bir yanındaki genç nesiller artık İsrail’i milyonlarca insanı evlerinden eden, bütün bir halkı açlığa mahkûm eden ve intikam duygusundan başka bir sebep olmaksızın binlerce sivili öldüren ırkçı ve şiddet yanlısı bir ülke olarak görüyor. Bunun sonuçları sadece önümüzdeki günlerde ve aylarda değil, on yıllar boyunca hissedilecek. Hamas, 7 Ekim’in en kötü anlarında bile İsrail’i yenmenin yakınından bile geçmiyordu. Ancak Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’den sonra izlediği yıkıcı politika İsrail’i varoluşsal bir tehlikeyle karşı karşıya bıraktı.”
Adil davranmak ve adil konuşmak için kendisini biraz yorması gereken bir entelektüel.
Kitabı, yani Neksus, dünya yapay zekâ anaforuna kapılmış yitip gitmek üzereyken, ne olup bittiğini biraz olsun anlamak için okunması gereken bir kitap.
Allah izin verirse haftaya kaldığımız yerden devam ederiz.