Suriye’de Baas diktasının devrilmesinden sonra ortaya çıkan statü bugün dünyada değişik ortamlarda bir realite olarak kabul edilse ve yeni yönetimle ilişkilerin inşa edilmesi çalışmaları sürse de küresel güçlerin bu yönetimi baskı ve kontrol altında tutmak için muhtelif unsurlardan yararlanmayı ihmal etmediği dikkatten kaçmıyor. Bu politikaların sahaya taşınmasında da birinci derecede, İslam dünyasına yönelik fitne politikalarının yönetilmesi için inşa edilen karakol niteliğindeki siyonist işgal rejiminin devreye sokulmasına çalışılıyor. Bu arada Suriye’yle ilgili hesaplarının bozulmasını içlerine sindiremeyen bazı bölgesel güçlerin de Suriye’deki yeni yönetimi sıkıştırma amacıyla yararlanacağı unsurlarla irtibatlarının da dikkatten kaçmaması gerekiyor.
Küresel ve bölgesel güçlerin Suriye’deki yeni yönetimi zorlamak, ülkede istikrar sağlanmasını engellemek ve bu yönetim üzerinde baskı politikalarını etkili kılmak için kendilerinden yararlanmaya çalıştığı unsurların her biri hakkında müstakil bir yazı hatta dosya yazılabilir. Ama biz genel bir değerlendirme yapmak istediğimizden sadece özet bilgiler vermekle yetinmek durumundayız.
Siyonist işgal rejiminin Suriye’deki yeni yönetimi sıkıştırmak amacıyla devreye sokmaya çalıştığı fitne politikalarında öncelikli olarak Dürzi kesimden yararlanmaya çalıştığı görülüyor.
Dürziler, dini kimlik açısından içine kapalı ancak çıkar ilişkileri yönünden de bu tür bağlantıları değerlendirmeye açık bir kesim olarak görülebilir. Fakat Dürzilerin tümünün de bu nitelikte olduğunu söylememiz haklı olamaz. Ben şahsen, özellikle “Ortadoğu” olarak tanımlanan bölgeyle ilgili siyasi sorunlar ve gelişmeler hakkında düzenlenen toplantılar vesilesiyle Dürzi kesimin ileri gelenlerinden farklı kişilerle bir araya geldim. Siyonist işgal rejimi ne yazık ki Filistin topraklarında yaşayan Dürzi kesimden kendisinin siyasi projelerinde yararlanma konusunda başarılı olmuş ve dünyevi çıkarlar bu konuda etkili olmuştur. Ancak onun politika ve girişimleri Lübnan’daki Dürzi kesimi etki altına almada başarılı olamamıştır.
Bugün Suriye’de bir siyasi etki alanı oluşturmak amacıyla Dürzi kesime çengel attığı ve kısmen başarılı olduğu söylenebilir. Ancak bu politikasının ileriye dönük planlarını uygulamada da etkili olacağı söylenemez. Her şeyden önce her ne kadar bu kesimin bazı ileri gelenleri siyonist işgal rejimiyle ilişkileri güçlendirerek onun Batı dünyasındaki etki gücünden yararlanmaya olumlu yaklaşıyorsa da Dürzi topluluğun tümünün aynı görüşte olduğu söylenemez. Bunun yanı sıra Lübnan’daki Dürzi kesimin önde gelenleri Suriye’deki Dürzilerin işgal rejiminin oyununa gelmesine tepkili olduğunu çok net bir şekilde ortaya koydu.
Bu arada Dürzilerin Suriye’deki nüfus oranlarının %3 civarında olduğunu ve bir bağımsız ya da özerk yönetim oluşturacak demografik potansiyele sahip olmadıklarını, ancak fitne politikalarına alet olmalarının ülkede yine de siyasi mekanizmayı rahatsız edeceğini, bu yüzden mevcut siyasi mekanizmanın olayın bir mezhep kavgasına dönüşmesine ve Batılı güçler tarafından sömürülmeye müsait bir mecraya çekilmesine fırsat vermemek için siyasi çözüm arayışlarını tercih ettiğini, normalde bu kesimin ülke yönetimi üzerinde baskı gücü oluşturacak bir altyapıya sahip olmadığını belirtelim.
Siyonist işgal rejiminin Suriye’deki yeni yönetimi sıkıştırmada değerlendirmeye çalıştığı bir diğer unsur ise PKK’nın Suriye kanadı olarak kabul edilen ve kendini Suriye Demokratik Güçleri (SDG) olarak adlandıran örgüttür. Bu örgütün, işgalci siyonist rejime açıktan el sallaması ve onunla işbirliğine açık olduğunu ilan etmesi biraz da çaresizliğin, gücünün iyice zayıflamasının göstergesidir. Ancak Filistin’de korkunç katliamlar yapan işgalci katillere el uzatmak onun için çözüm üretmeyeceği gibi kendilerine hitapta bulunduğunu düşündüğü kitlesel taban nezdinde imajının daha da yıpranmasına neden olacaktır.
Hepsi bu kadar değil, o yüzden devam etmemiz gerekiyor.